Gidavitrini.com.tr - Güvenli gıda, tarım ve güncel gıda haberleri
2011-06-21 21:10:46

Küresel baronlar ve yeni gıda yönetimi

Selami Türkoğlu

selami@gidavitrini.com.tr 21 Haziran 2011, 21:10

Tarım ve gıda ürünlerinin üretiminde her geçen gün bir bozulma söz konusu. Gelişen teknolojiye ters orantılı bir yapılanma var. Üretimi artırma hırsıyla olmadık hilelere başvuruluyor. Sonrası malum! Deli dana, kuş gribi, Ehec… Tehditler uzayıp gidiyor.
18 Haziran’da NTV televizyonu prime-time kuşağında yayınlanan “Gıda A.Ş. – Food Inc.” isimli belgeseli izlediğimde insanlık adına ciddi endişelere kapıldım.
GDO’lu mısır, soya, iğneyle şişirilen ve henüz civcivken üzerindeki yükü taşıyamayarak telef olan tavuklar, pislik içerisindeki besi çiftlikleri… Buralardan elde edilen ürünler dünyanın bir çok bölgesine dağılmakta. Her yönüyle tehlikeli bir durum söz konusu.
ABD’den İspanya’ya, İtalya’dan Latin ülkelerine kadar uzanan coğrafyada, sadece ‘daha çok kazanmak’ adına yapılan vahşet, tüyleri ürpertecek cinsten.
Rezalet mi lezzet mi?
Bu belgeseli izledikten sonra, market raflarının arasında daha dikkatli gezineceğiz. Zira raflarda yer alan bir çok ürün belgeselde konu edilen müdahaleler neticesinde üretilmiştir. Ve hepsinin muhteviyatında mikro ejderhalar olarak tabir edeceğimiz korkunç değişimler söz konusu.
Medeni dünyanın(!) mısır ürününü hammadde olarak heryerde kullanmaya kalkışması, nenesini boyayıp dedesine pazarlayan mirasyediden farklı bir şey değildir.
Soya ihtiyacının karşılanması için küresel şirketlerin tarım arazilerinde, hatta orman arazilerinde gerçekleştirdikleri tahribat ve yıkımın izahı mümkün değildir.
Küresel tarım şirketlerinin dünyanın beslenmesi için kaçınılmaz olduğunu söylemekle beraber, bu gibi ticari faaliyetlerin muhakkak yerel gözlemle kontrol edilmesi gerektiğini vurgulamak zorundayız.
Zira, ‘daha çok ürün’ için yapılan bunca kıyım, daha az emekle/tohumla daha fazla verim faciası, kullanılan GDO teknolojisiyle birleşince insanlığın nasıl tehlikeli bir maceraya sürüklendiğini gözler önüne seriyor.
Yukarıda kontrol mekanizmasını ‘yerel gözlemle’ tarif ederken, insan sağlığı ve sağlıklı beslenmenin devletlerin güvencesinde olduğu gerçeğini hatırlatmak istedim.
Değilse, bu gibi küresel tarım devlerinin amaçlarının açlıkla mücadele olmadığını, hep ‘daha fazla kazanma’ hırsıyla dünyayı talan ettiklerini hatırlatmakta yarar var.
Yıllardır küresel silah tüccarlarının varlığından söz edilir. Doğrudur. En yeni teknolojiyle en etkili silahları geliştirir, üretir, satarlar. Bu silahların tüketilmesi için de yeni savaşlar ve çatışmalar oluştururlar.
Tarım ve gıda bu acı gerçeğin çok daha ilerisinde düşünülmeli. Zira konu tarım ve gıda olunca, sadece öldürmekle yetinmezler. Geride kalanları da esir ederler, köleleştirirler. Tıpkı bugün olduğu gibi!
Türkiye’nin gelecek dönemine yön verecek tarım ve gıda yöneticileri, tarım ve gıda politikalarını belirlerken yerli olan “tohum ve toprak kültürü“ hassasiyetine dikkat etmek durumundalar.
Salt daha çok verim endişesiyle küresel sömürgecilerin ağına düşülmemeli, insan sağlığı merkezli bir geliştirme ve üretim modeli benimsenmelidir.
Yeni kabine umut veriyor mu?
Malum, seçimler geride kaldı. Yeni kabinenin eli kulağında. Siyasi erkin tarım ve gıdaya bakışı bizzat Başbakan Erdoğan tarafından açıklandı. Tarım ve gıda yönetimi tek çatı altında toplanacak. Bu hem mevzuat açısından, hem eğitim açısından, hem de kontrol açısından sağlıklı bir yapıya gidiş olarak yorumlanabilir.
Peki bürokrasi?
Alt kadrolar yeni yapılanmaya hazır mı? Diğer bir ifadeyle emanet ehliyet prensibi işletilebilecek mi? Kuluçkaya yatar gibi makam odalarının sıcaklığında mayışan bürokratlar ayıklanabilecek mi? Bilgi tabana yayılabilecek mi?
Bu soru işaretlerinin giderilmesi gerekiyor.
Geçenlerde ziyaret ettiğim Tarım ve Köyişleri Bakanlığı mensubu üst düzey bir yöneticinin söylediklerine hak vermemek mümkün değil!
İsmi bizde mahfuz yöneticimizin söyledikleri hali pür melalimizi gözler önüne seriyor. Dinledikçe iç çekiyorum. Memleketimiz adına kaybolan yıllara yanıyorum.
Ancak sevindiğim bir taraf var. Bundan böyle görevini yapacak yöneticilerin icraat mevkilerine atandıklarını öğreniyorum. Çileye talip olan bir yönetici zihniyetinin filizlendiğini görmek gelecek adına umutlarımızı tazeliyor.
Emanet ehliyet hassasıyla lafa giriyor.
Bir çok işimizi ‘vitrin’e göre ayarladığımızdan yakınıyor. Tarım üreticilerinin kendi kontrollerinde bulunmadığının üzüntüsünü paylaşıyor. Küresel ilaç endüstrisinin tarım sektörüne hakim olduğunu, istedikleri ilaçları kullandırabildiklerini aktarıyor. Bununla ilgili geçmiş anılarını aktarırken, yeterli bilgiyle donatılmamış Anadolu çiftçisinin salt çok kazanma hırsıyla çok sayıda yanlış işe imza attığının altını çiziyor.
Tarım stratejisini üretemeyen milletlerin geleceğinin karanlık olduğunu söylerken, gıda ve su gibi kaynakların iyi yönetilmesi gerektiğine vurgu yapıyor.
Gelin, bürokratımızın söylediklerine birlikte göz atalım:
“Türkiye coğrafi konumu itibarıyla AB başta olmak üzere yakın coğrafyanın, hatta Rusya’nın meyve sebze tedarikçisi olabilir. Çünkü topraklarımız henüz bakir. Aşırı gübreyle gelişmiş ülkelerin toprakları tükenmek üzere. Bu anlayışla bizim topraklarımız da tehdit altında.
Türkiye’nin toprak kültürü ve coğrafi yapısı küçükbaş hayvancılığın yapılmasına daha uygun. Dolayısıyla küçükbaş hayvancılık desteklenmeli. Bunun için ekip kurmak gerekiyor. Ekip ruhuyla başarı yakalanabilir. Alandan gelen, uygulamaya hakim kişilerden oluşan bir ekipten söz ediyorum.”
İş yeri açalım, üretimi artıralım

Gıda güvenliği ve sağlıklı beslenme konularında halkı bilinçlendirecek projelerin hayata geçirilmesine değinen üst düzey yetkili, tüm tehlikelere rağmen gıda konusunun ülkenin bir numaralı gündemi olmayı başaramadığını paylaşıyor.
Türkiye’de 40-50 bin üreticiye karşın 400 bin gıda ve tarım ürünü satıcısının varlığını anlatırken, “İşte çarpıklık burada baş gösteriyor. Arz talep dengesi bozuluyor. Biz üretimin çoğaltılmasını benimsiyoruz. Üretim desteklenmeli, bunun için önümüze çıkan imar-iskan sıkıntısından bir an önce kurtulmalıyız. Biz mevcut işyerlerini rehabilite ederek üretime kazandırmalıyız. İşyeri kapatan olmamalıyız.” ifadeleriyle yeni yol haritasından da ipuçları veriyor.
Malum, ziyaretin kısa olanı makbuldür. Biz de bu kaideye riayet ediyoruz. Ancak, vedalaşma anında bile sektörün geleceğiyle ilgili bir soruya cevap arıyoruz.
Gıda denetimleri ve kontrol mekanizmasının sağlıklı çalıştırılması!
Yeni dönemde gerekli standartlara haiz özel işletmelerin, bu konuda yetkilendirileceğini öğrenerek vedalaşıyoruz.
Hadi hayırlısı…
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.